15 Ocak 2018 Pazartesi

Passengers ( hepimiz bir şekilde yolcuyuz)


Dikkat : Bu yazı ağır votka eşliğinde yazılmaktadır.

Zaman ve mekan sorunsalı. Fiziğe girip kafanızı bulandırmak istemem, lakin bilen bilir ki ikisini birbirinden ayrı düşünmek imkansızdır.

Woody Allen, bir yönetmen,bir aktör ama bence daha ziyade bir filozof.Ustanın geçen yıl Midnight in Paris isimli filmini izlemiş , pek bir beğenmiş ve hatırlıyorum,burada da yazmıştım. Çokça şey anlatmasına rağmen filmin asıl mottosu şuydu: yaşadığınız anın kıymetini bilin. ve çok sevgili Levent Kırca ölümünden bir kaç gün önce bizlere bir mektup yazmış ve bu filmden örnekler vermişti :

1974'de TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… Teşekkür ederim size, anılarınızda bana yer açtığınız için.

Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da paha biçilmezi de. Aldığım ilk bir kaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta kaldım.

Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada mutlu mesut geçindiler.  Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.

İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler. Ama komşunun çocuğu sorun çıkardığında iki kardeş birlik olur. Ev sahibi ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar. O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti takımı gol attığında sarılır, ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında ülke birlik olur.
Toprağım dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü bile görmek istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?

Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.

Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. Daha adaletli, daha umutlu gelmiştir.

Eski zamanlar; ‘'Ah o eski zamanlardır''..

Bu mektubumu sizlere ülkemizin değerli bir film festivali olan,  5. Bodrum Film Festivali vesilesiyle yazıyorum. O yüzden benim için yeri çok ayrı olan bir yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen’ın Midnight in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş dönemler içerisinde Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar Dega, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi, hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsun, kendi geçmişlerinin her zaman daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin ağzından ‘'Ahh, o eski zamanlar'' cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise sonunda en güzel ânın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğunu belirtir.

Yaşadığımız şuan..

Şuan.. Elinizden yaşam boyu onur ödülünü alıyorum. Ödül vermek onore etmektir. Almaksa onore olmak. Düşünüp, cesaret edip, bir şeyi hayata geçirdiğinizde, birileri için değer görüyorsa, sizi ödüllendirirler. Bunun karşılığı maddi karşılığından büyüktür. O işiniz için ödül alırsınız. Yaşam boyu onur ödülü ise, yaşamda yaptıklarınızın, varlığınızın ya da amacınızın top yekün mükafatlandırılması gibidir. Bu ödülün anlamı benim için çok büyük.

Bu ödülü de eve götüreceğim. Ama diğer ödüllerin arasında baş köşeye koymayacağım. Ödülsen ödüllüğünü bil. Diğerleri neredeyse oraya, yanlarına koyacağım. O da onlarla birlikte tozlanacak. Onlardan biri olacak. Yaşam boyu onur ödülü de olsan, Cumhuriyet altını da olsan, kimseye ayrı gayrı yapamam.  Diğerleri tozlu raflarda dururken, sana saray şeklinde dolap yapmayacağım. Çünkü ödül de olsan, sana hak ettiğin anlamı veren içinde bulunduğu dolabın büyüklüğü ya da şekli değil, bizim sana verdiğimiz değerdir.

İster misin şimdi böyle dedim diye, bu ödül beni mahkemeye versin?

Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı şuan bilemiyorum.

Yine Woody Allen, ‘'Bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir'' der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten.. Etrafınızı yöneten. ‘'Şu an'’, yöneten. Birlik verip bu senaryoyu değiştirin ki, filminiz de iyi olsun.

Dik durun.. Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk'le kalın, Cumhuriyetle kalın, hoşça kalın!!

Evet,anladığınız üzere filmedeki karakter geçmişe aşıktır,bir şekilde bunu başardığında görür ki geçmişteki kişi de kendinden önceki yüzyıla aşıktır,bu böyle sürer gier.
Passengers, dün gece izlediğim güzel bir bilim kurgu. Jennifer Lawrence'in güzelliği ile ayrı bir güzel olan film. (Spoiler denen saçmalığa takıyorsanız burada okumayı kesin)

Yakın gelecekte insanoğlu uzay da bir takım gezegenler de koloniler kurmayı başarmış ve isteyenlere oraya seyahatler düzenlemeye başlamıştır. Yaşadığı anı veya mekanı beğenmeyenler,bir şekilde bu gezegen de aradığını bulamayanlar, buralara temelli yolculuğa çıkarlar. Kimisi ise şöyle bir bakıp geri dönecektir.( jennifer Lawrence) gibi. Diyelim gidip bir bakıp dünyaya geri döndünüz aradan yüzyıllar geçmiş olacaktır. Yani özetle çok radikal bir karar. Öyle ya ailenizi tüm sevdiklerinizi bırakıp çekip gitmek. 

yolculuk boyunca yolcular bir fanusta dünya zamanıyla 90 yıl sonra uyandırılmak üzere bir fanusta donduralacaktır. Lakin bir aksilik olur ve bir hata sonucu daha yolculuğa 85 yıl var iken bir yolcu uyanır. koca bir gemi de tek başına,ömür boyu sürecek bir yolculuk. İnsan delirebilir. İşte esas oğlan bu nokta da hayati bir karar vermek zorunda kalacaktır. Bu verdiği kararı siz de empati yapıp film boyunca hatta sonrasında bile sorgulayacaksınız. Lakin özetle Woody Allen'a, Levent Kırca'ya falan bağlamamın sebebi bu. Filmin önermesi şudur: ne zamanın ne de mekanın bir önemi vardır. Yeter ki insan yaşamayı bilsin. Sevgiler....


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...